Çırak Olarak Başladı, Patron Oldu. Mustafa Karaduman, “Eğer iş adamı olmak istiyorsan, ya sermayen olacak, ya da sıkıntılara göğüs gereceksin. Ben kardeşlerime sıkıntıları göğüsleyerek bu işin üstesinden gelebileceğimizi söyledim ” diyor ve asla pes etmiyor. Bu röportaj da başarı hikâyesini okuyacaksınız.
 Malatya’dan babasının komşudan alarak verdiği paranın 35 lirası ile İstanbul’a geldi, Tekbir Giyim gibi dev marka meydana getirdi. Çırak olarak girdiği sektörde patronluğa yükseldi. Fakat büyük sıkıntılar yaşadı. Ama pes etmedi, babasının “kardeşlerine sahip çık” sözüne sadık kalarak kardeşlerini yanına aldı. Aile dayanışması ile işe başladı. Sermayesiz iş yapmanın çok zor olduğunu anlatan Tekbir Giyim Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karaduman, “eğer iş adamı olmak istiyorsan, ya sermayen olacak, ya da sıkıntılara göğüs gereceksin. Ben kardeşlerime sıkıntıları göğüsleyerek bu işin üstesinden gelebileceğimizi söyledim. İki Müslüman ticaret yaparsa, üçüncü ortağı Allah’tır” diyor ve asla pes etmiyor. Bu röportaj da Mustafa Karaduman’ın başarı hikâyesini okuyacaksınız… Malatya’dan ilk geliş aşamasını anlatır mısınız? 1969’da ilkokulu bitirdiğimde İstanbul’a babamın komşudan aldığı 100 lira harçlıkla geldim. Malatya’dan otobüs biletine 65 lira vermiştim, cebimde 35 lira kalmıştı. Harçlığım buydu. Bunu bana verirken babam, “oğlum halimizi görüyorsun Kardeşlerini de ileride yanına alırsın. Burayı unutun. Burada geleceğiniz yok. Çünkü dağda yağmur yağdığında ağaç kovuğuna sığınırsınız ya, burası da sizin için böyle olmalı. Burası ne uzar ne kısalır. Buranın halini görüyorsunuz” dedi.
Sektöre nasıl girdiniz? Sektöre çırak olarak başladım.Atölyeler yönettim.1978’de kendimize ait bir atölye açtım.1982’ye kadar böyle devam etti..Bizde sermaye olmadığından ve borçlu olarak açtığımdan iki yakamız bir araya gelmedi.Daha sonra 1982’de tesettür tasarımlarıyla başladık.O zaman tabi zordu, kolay olmadı. Çünkü mağazalarda tesettüre uygun kıyafetler satılmıyordu. Böyle bir Pazar da söz konusu değildi. Zor olan taraf da oydu. Benim gibi düşünen mağazalara tanıtımı yaptığımda, “Ürün kalitesi, modeli güzel. Ancak böyle bir piyasa yok, ben bu malı kime satacağım, dolayısıyla aç karna bunlar olmaz. Piyasası olan ürünleri yaparsan sen de kazanırsın ben de kazanırım” diye söylemiştiler
Sıkıntıları nasıl aştınız ? Büyük sıkıntılar yaşadık. Eğer iş adamı olmak istiyorsan, ya sermayeden olacak, ya da sıkıntılara göğüs gereceksin. Ben kardeşlerime sıkıntıları göğüsleyerek bu işin üstesinden gelebileceğimizi söyledim. İki Müslüman ticaret yaparsa, üçüncü ortağı Allah’tır. Eğer çıkarlar devreye girerse, Allah orada olmaz. Dolayısıyla bunun bereketini de yaşadık. Kardeşlerin bir araya gelmesinin bereketini yaşadık.82’den 92’ye kadar amatör anlamda çalıştık. Bayilerimiz oluşmaya başlamıştı. O yıllarda tesettür kavramı da bilinmiyordu. Türkiye’nin gündeminde değildi. Belli bir kesim biliyordu. 92’de Hürriyet’in bir haber yaptı.”Tesettür kralı” diye ... Tesettür kralı haberi çıktıktan sonra ben tüm gazetecilere “ bir defile yaptığım zamanda haber olarak verir misiniz?” dedim. Daha iyi olur dediler. Tüm medya genel çalışma başlatmıştı. Defile çalışmaları olmuştu. O yıllarda Mehmet Şevket Eygi’yle de görüşmüştük. Bana, “Uluslararası bir defile yapacaksan yap, ya da hiç yapma” dedi.Biz de tesettür koleksiyonumuzu yeniden gözden geçirdik,ilaveler yaptık.Yaptığımız defile de gerçekten Türkiye’de çok büyük ses getirdi.Profesyonel anlamda ilk defileydi.Engin Ardıç televizyonda, mankenlerin tesettür içinde daha asil ve güzel olduğu yorumunu yapmıştı.Ve o günden bugüne geldik.Dolayısıyla o zaman ciddi anlamda Türkiye’nin gündemine oturmuş olduk.Defileden sonra amatör çalışmalardan profesyonel hayata geçişimiz başladı. Neden Defile Yaptı ? Tesettürü Türkiye ile beraber Avrupa ve dünyanın gündemine getirmekti. Bunun en güzel tanıtımı da defileydi. Çünkü bizim karşımızda moda var. Moda okulları var. Ondan sonra modelist, stilist kursları var. Bizim karşımızda bunları sürekli gündeme getiriyorlar. Bunların karşısına aynı metodu kullanarak bir defile yapmak gerekiyordu. Tesettür ilk çıktığında da çok büyük heyecanlar yaşamıştım. Yani tesettürü gündeme getirmek kolay değildi. Bize bunları nasip ettiği için de Mevla’ya şükürler olsun… Tekbir Giyim tesettürde modayı getirdi. Ülkenin önde gelen mankenlerine tesettür elbise giydirerek gündeme geldiniz. Bir kısım dindar kesim bu olaya olumsuz yönde baktı. Peki dinin modaya bakışı nedir? İslami açıdan baktığımız zaman içki haramdır, tanıtımı da taşıması da haramdır. Biz haram olan bir şeyin tanıtımını yapmıyoruz. Namaza için ezan okuyarak çağırıyorsunuz. Olan bir şeyin tanıtımı da doğrudur.Sizin karşınızda moda sektörü var.1969’larda mini etek furyası Türkiye’yi kasıp kavuruyordu.Bizim çıktığımız ortam böyle bir ortam.69’da İstanbul’a geldiğimde örtülü genç yok denecek kadar azdı.Vardı ama çok azdı.Örtü vardı ama geleneksel bir örtüydü.Ve bunlar amatörce yapılan tasarımlardı.Terzilerin yaptığı giysiler vardı.Konya şalvar modeli falan seçiyordunuz.Bizim Osmanlı arşivlerini karıştırıp günümüzün teknolojisiyle birleştirip ortaya güzel bir şey çıkardık. Defilelere Dindar İnsanlar Ne dedi ? Dindarlardan ciddi anlamda tepki almadık. İlk defile yaptığımızda Milli Gazete bize çok yer verdi. Tepki almadık. Zaman camiası çok geniş yerler verdi. Olumlu tepkiler aldık. Yeni Asya Grubu çok büyük yerler verdiler. Hatta Yeni Asya grubu takvimlerinde bizim mankenlerin resimlerini kullandılar. Diyelim ki mankenler onlara göre haklı olduğu taraflar vardır ama biz dış kıyafetlerle birlikte etek bluzu da tanıtıyoruz. Bir de bu mankenler şu an bizim podyuma çıkardığımız mankenler, hacca umreye gitmiş olsalar, birileri gidemezsiniz mi diyecek, tabiî ki giderler. Bunlar engel değil. Buna kimse engel olamaz. En kutsal yere gidebiliyorlarsa. Camiye giriyorsa, benim podyumuma da çıkar diye düşünüyorum. Türkiye’de zaten moda sektörü herkesi kasıp kavurmuş. En azından bu giyim İslami bir tarz. Biraz önce söylediniz. Malatya’dan buraya ilk geldiğimde, bayan giyimde tesettür diye bir şey yoktu diyorsunuz. Arap giyimi falan diyorlardı. Bir röportajınızda diyorsunuz ki, ben siyasete girmiş olsaydım, İslam’a hizmet ederdim. Peki, tesettür giyim o dönemlerde piyasada yoktu, bir boşluk vardı. Bu manada mı giyime yöneldiniz, yoksa İslam’a hizmet için mi? İslam’a hizmet için. İlk tesettür tasarımlarını yapıp bu tasarımları mağazalara gösterdiğim sıralarda, modeller gayet güzel ama bunu kime satacağız diyorlardı. Sektör olmadığı için satmakta sıkıntılarımız vardı. Bak diyorlardı “kazanmak istiyorsan, kıyafetleri açık yapın siz de kazanın biz de kazanalım” ben kabul etmiyordum. Çok sıkıntılarla başladık. Bankalardan kredi almamaya çalıştım. Faizden uzak durmaya çalıştım. Helal kazanmak istedim. İnanan insanlarız. Dolayısıyla inancımın gereği çalışmak zorundaydım. Dediğim gibi hangi sektöre girersem gireyim mesela ben gazeteci olsam İslami yazılar yazarım. Kitap yazsam İslami eserler yazarım. Bu sektörde de tesettür yaparak inancıma hizmet ediyorum. Moda Yeniliktir…Grubunuz gerçekten tesettürde moda yaptı. Yeni tasarımlarınızla sektörde ilk sıralarda kalmaya devam ediyorsunuz. Şimdi de Alman tasarımcı öncülüğünde tasarım çalışmalarınızı yapıyorsunuz? Almanya’ya da mı girmek istiyorsunuz? İhracatta en büyük alt yapımız Almanya’da. Orada 3 milyondan fazla Müslüman Türk var. Dolayısıyla onlardan daha ziyade genç kızlarımıza yönelik çalışmalarımız var. Bizim müşterilerimizin %50’si orta yaşlı, %25’i genç, %25’i de biraz daha yaşlı insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla gençlerimize üniversitelerde de bir serbestiyet geliyor. Yenilikleri yakalamamız gerekiyor. Yenilikleri mutlaka tatbik etmemiz gerekiyor.Hem doğru karar vermek için hem de doğru adım atmak için.Ekonomik açıdan da yenilik yapmak lazım.2008 yılı çok zor geçecek.Her türlü yeniliğe açığız.Bunun için bizim tasarımcılarımızla birlikte alman tasarımcı Heidi Beck’le çalışıyoruz. Sadece tasarım manasında değil temelde bir yapılanma içerisine girdiniz. Değişik yerlerdeki atölyelerinizi ve toptan satış yerlerinizi aynı çatı altında topladınız. Büyük bir bina yaptırdınız. 2007 Cironuz ne oldu? 2008 yılındaki hedefleriniz nelerdir? Kesim, imalat, toptan satış, muhasebe kayıt bunların tamamı değişik yerlerdeydi. Allaha şükür bu yeni binamızda her birimi aynı çatı altında toparladık. Önceden birbirleriyle irtibat kopukluğu oluyordu dolayısıyla iş takibinde zorluklar oluyordu şimdi daha hızlı ve irtibatlı çalışma fırsatını yakaladık.2007 yılında hedef 50 milyon YTL idi. Ama Türkiye’deki seçim atmosferinden bir daralma oldu. Biz sadece mağazalar açarak ciromuzu yerinde hesap ettik. Geriye düşmeyi engellemiş olduk. Tabi Türkiye’deki bu şartlar da olunca ona göre stratejilerimizi belirledik. Şimdiki Ocak ve Şubat ayı itibariyle geçen seneye göre bir artış gözetleniyor. Burada var olan mağazalarımıza erkek giyimi de ilave ettik. Bizim mağazada alışveriş yaparken hanımın da kanaati olduğundan daha güzel seçim yapma imkânı oluyor. 2007’nin sonuna kadar 27 olan perakende sayımıza, 2 ay içinde 3 mağaza daha ekledik. Mağaza sayımızı artırarak %30 büyümeyi hedefledik. 2008’in sıkıntılı geçeceği söyleniyor. Makinelerimiz bilgisayar destekli. Tasarım bilgisayar ortamında yapılıyor. Kesimde yine el değmeden bilgisayarlı yapılıyor. Dünya çapında bir markayız ama biz, yatırımlarımızı Türkiye’ye yapıyoruz. Şu anda 750 çalışan personelimiz var. Aile şirketisiniz… Genelde Aile şirketlerinde büyümeler zor oluyor. Siz bunu nasıl başardınız? Tam kurumsallaşamadık. Kendi içimizde kendiliğinden bir kurumsallaşma oldu yani kurumsallaşmayı kendi içimizde gerçekleştirdik. Tabi tek kelimeyle kardeşlerin çözülmeden beraberce büyümemizin temel nedeni iyi bir İslami Ahlak almış olmamızdır. Eğer bizim nefisimize kalsa her şey daha farklı olurdu. Biz sekiz kardeşiz. Temenni ediyorum, bu birliktelik hiç bozulmasın. Bunun için de özveride bulunmak gerekiyor. Devam edelim diyorum. Ticarete hanımları şu ana kadar karıştırmadık. Dolayısıyla belki onların karışmaması daha iyi oldu. Bu anlamda bir sıkıntı yaşamadık. Böyle marka firmalar, kurumsallaşmış büyük firmalar sosyal sorumluluk çalışmaları yapıyorlar. Mesela Turkcell, Milli takıma sponsor oluyor. Sizin sosyal sorumluluk alanında bir çalışmanız var mı? Sosyal sorumluluk olarak büyük çapta yaptığımız bir şey yok. Sosyal çalışmalarımız var Bizim ASKON diye bir kurumumuz var ve orada çalışmalarımız var. Bu dönem ASKON da daha aktif görevlere talip olacağız. Kardeşimin birisi Saadet Partisi’nde. Onun dışında sosyal olarak bir çalışmamız ve aktif rol aldığımız bir taraf yok. Ama burada tabi yapılacak şeyler var. Fakirin zenginin kasasında bir hakkı olduğuna inanıyoruz. Vakıflara önemli destekler sağlıyoruz. Siz gazeteci olsaydınız Mustafa Karaduman’a ne sorardınız? Gazeteci olmadığım için bilemiyorum. Ama, dini tabirle ilgili soru sormasını isterdim. Tesettür biliyorsunuz tüm peygamberler döneminde vardı. Dolayısıyla semavi dinlerin tamamında var.İslam aleminde ne olmuş bunlar bir şekilde kendi dinlerinden uzaklaşmışlar.Ama 1900’lü yılların başına geri dönecek olursanız bütün kadınların ayak bileklerine kadar kapalıydı.Ve ben şunu şöyle cevaplamak isterdim.Ben istiyorum ki bütün moda Hıristiyanlarda kendi inancına göre tasarımlar yapsınlar.Kendi dinlerine sahip çıksınlar.Bunda da modacılar da birbirlerinden etkileniyorlar.92 defilelerinden sonra Avrupalı modacıların da çok etkilendiğini düşünüyorum.Avrupalı gazeteciler bizi haber yaptılar.Bizim defileden sonra modacıların bizden etkilendiğini düşünüyoruz.Bütün mantoların, pardösülerin boyları uzamış durumda.İstiyorum ki bütün semavi dinler kendilerine göre tasarım yapsınlar.Dinlerin tamamında da var.Hedefim, dünyanın her yerinde tesettürün bulunmasıdır. Röportaj : Orhan ÖZPEHLİVAN / Malatya İş Dünyası Dergisi. Mart/Nisan 2008 |